Son Yazılarım

Kategorilerim










Image Hosted by ImageShack.us

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

HzMuhammed.Net



Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle

zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman

dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i serîfin ilk Cuma

gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cum'a

geceler böyle kıymetli vakitlerden biridir.Regaib Gecesi gibi iki kıymetli

gecede bir araya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış

ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği

umut, huzur ve müjde gecesidir.

 

 

Allah Teâla’nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok

günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adi verilmiştir. Bu

gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır.

Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v)'e

hamile olduğunu anladığıdır.

 

 

Sevgili Peygamberimiz (s.av) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında

çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka

vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü

oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on

iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tövbe ve

istigfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli

ibadetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

 

 

İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandilsi vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü

duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum

eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset,

kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.

 

Bu geceyi nasıl karşılamak, nasıl ihya etmek gerekir?

 

Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

 

Bu gece, kazası olanın hiç değilse bir günlük kaza namazı kılması, çok iyi

olur.

 

Bu gecenin ihyası, yatsı namazıyla sabah namazını camide cemaatle kılmakla

olur . Bu, gecenin ihyasıdır. Bütün günün ihyası bu... Yatsı namazı ile sabah

namazını camide kılmak, o günün, o gecenin ihyası demektir. İnsan sabahlara

kadar, aksamlara kadar ibadet etmiş gibi sevap kazanır.

 

Bir başka ihya sekli zikir ..... "Lâ ilahe illallah " , " Allahümme salli alâ

seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed" , "Estagfirullah" , "Sübhànallah"

, "Elhamdü lillâh", "Allahu ekber" , "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil

aliyyil azîm", "Allah" gibi sözler mübarek kelimelerdir, cümleciklerdir.

Bunlari zikretmek çok sevabdir..

 

Bazi namazlar vardir,

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)kilmistir. Bunlardan birisi de tesbih namazi ' dir.

Regâib gecesi, aksamla yatsi arasinda: 12 rek'at " Hacet namazi " kilinir.

 

Kaynak: http://www.secdegulleri.net/

 

 

Ümit ederiz ki bu mübarek gece, zor günler geçirdiğimiz; fakat gelecek adına umutla dolu olduğumuz şu dönemlerde yeniden bir uyanışa vesile olur. kandiliniz mübarek olsun..




       

ALLAH 'ım!

Kalbimize nakşettiklerin için sana şükrediyoruz.
Acıların karşılığında cenneti sunduğun,
Günahlarımızı rahmetinle affettiğin,
Sevgiyi bize verdirin için
Sana şükürler olsun.
Yokuşta elimizden tutan,
Önderi bize rehber kılan
Melekleri bize arkadaş kılan
Aşkı kalbimize yoldaş kılan Rabbimiz!
Kalbimizdeki yaralarımızı iyileştir
Yolculuğumuzu tamama erdir
Sevdiklerimizi koru
Çocukları koru
Senin adına dağları mesken tutanları koru
...

Kalbimizi koru Filistin'i koru Çeçenistan'ı koru Keşmir’i koru Türkistan'ı koru
Mazlum Mustazaf'ları Koru
İnananları ve inandığını sevenleri koru...

 [Amin! ]

Cumamız Mübarek olsun!






Sevgili arkadaşım  http://gulayce.blogcu.com/ saolsun beni sobelemiş.Geçtiğimiz günlerde aynı konuda yine sobelendiğim için  sorularımın yanıtı tekrar yayınlıyorum.Kendisine teşekkür ederek aynı cevapları yazdığım için de kusura bakmayın diyorum...

   HAYAT FELSEFESİ: Doğruluk  (Doğru söyleyeni 9 köyden kovmuşlar ama ….)

           İNSAN:Yeryüzündeki en karmaşık varlık.
           HAYAT:
Bir yaşam mücadelesi.

           ÇOCUKLUK:Masumiyet ,saflık
           GÜNEŞ:
Sıcak
           GÖZLER:
Her zaman doğruyu söyler
           YILDIZLAR: 
Ulaşılmaz oldukları için yıldızlar daima yalnızdır
           GÜZELLİK: Önemli olan iç güzellik
           SEVGİ:
Yalansız olmalı
           AŞK:
Yaşamak lazım
           MÜZİK:
Duyguların seslerle ifade edilişi

           SANATÇI: Herkesin olduğunu zannettiği şey.
           DOST
:  insanın en çok ihtiyaç duyduğu kişidir
           PARA: 
Olmazsa olmuyor.

           BİLGİSAYAR: Teknoloji harikası
           DIN:
Güzel dinimiz İslamiyet
           ZAMAN:
Her şeyin ilacı.. her şeyi unutturan
           ERKEKLER:
Evin reisi
           KADINLAR:
Duruma göre melek veya şeytan olabilme özelliği taşırlar.  

           SAVAŞ: Vahşet, insanlık ayıbı
           AĞLAMAK:
yoğun duyguların patlama noktası.

           DENİZ: Sonsuzluk,yaşam,ölüm...
           DOĞA:
Doğa bence insanların katlettiği ortamdır

           HIRS:Başarılı olmak için her insanda biraz olmalı.
           AYNA: İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı olmaz..
           RUYA:
Uyumak
           HAYALLER:
Hepsini gerçekleştirebilsek keşke…
           ÖZGÜRLÜK:
Hayatı bütün anlamıyla yaşamaktır
           FUTBOL:
Hiç sevmem…
           








İşte, Müslümanların Kadir Gecesi’nde ettikleri duanın, dini motiflerle bezenmiş Türkçe açılımı:

Elhamdülillahi Rabbil âlemin... Vessalâtü vesselamü ala seyyidinâ Muhammedin Sallahu Teâlâ aleyhi Ve Sellem… Ferdün, Hayyün, Kayyûmun, Hakemün, Adlün, Kuddûs... Es’elüke Yâ Allah. Yâ Hüve Yâ Rahman. Yâ Rahim. Yâ Hayyü Yâ Kayyûm. Yâ Ze’l-Celali Ve’l-İkrâm. Yâ Erhamerrahimin.

 

Bütün cürmümüzle, seyyiat ve hatalarımızla beraber Habib-i Edibi’ne talim buyurduğun istikametten, evvela sana hamd ve sena ederek, Habib-i Edibi’ne salat-ü selam getirerek ve sonra O’nun diliyle Esma-i Azam diye ifade buyurulan, mübarek ism-i azam’ı dile getirerek, dergâh-ı nezd-i ehadiyetine dehalet ediyoruz Ya Rabbi!

 

Resûlü Ekrem’den on dört asır uzakta bulunduğumuz için cürümlerimize bakmayarak, rahmetinle bizleri affeyle Ya Rabbi! Ya İlahe’l-Alemîn ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Biz seni bilemedik... Kur’an’ın hakikatine akıl erdiremedik... Peygamber’i tanıyıp yoluna giremedik... İşte bizim dualarımızı İlm-i İlahi’nle bilirken, Sem’i Sübhani’nle dinlerken, bu kadar perişan ve bu kadar sergerdanların duasını dinleme lütfûyla lütfedip dinle Ya Rabbi!

 

Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Şu fani dünyada her birimiz sağda solda bir bülbül nağmesiyle senin mübarek adını dile getirmek, seni yeniden bütün âleme duyurmak istiyoruz. Bir bezm, bir perde kapanıverdi. Ve biz bu perdenin kapanmasına şahit olduk. Karanlık gecede yetiştik. Semasında şimşeğin çakmadığı nice geceler gördük. Bazen bir tek yıldızın bile göz kırpmadığına şahit bulunduk. Böylesine kalbî ve rûhi hayattan mahrum yetiştik. Onun için sahabe gibi hasbi olamadık.

 

Ya İlahe’l Alemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Senin lütfedip, bahşedip bizlere gönderdiğin Ramazan-ı şerif ayını idrak ettik. Reyyan kapısından girmeye inşaallah liyakat kazandık. Cennet’e ehil hale geldik. Ben olmasam bile Müslüman cemaatin o yolda olduğu hüsn-ü zannını besliyorum. Onların duaları içinde ellerimizi kaldırıyor, Kadir Gecesi’dir diyen, Ramazan’dır diyen saflaşmış insanlarla beraber sana dua ediyoruz. Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi! Bizi hâib ve hâsir eyleme Ya Rabbi!

 

Habib-i Edibi’nin söylediği her şey senin aleminden esip gelen şeylerdir. O, sözleri arasında bize şunu duyuruyor ve vicdanlarımızı doyuruyor, "Bir insanın elleri Rabbi Rahimine inanarak kalkarsa Allah (cc), o elleri sıfır olarak geriye çevirmeyecektir." Sana inanarak ellerimizi tevcih ediyor, ebedi mihrabımız olan kapına teveccüh ediyoruz.

 

Belki, şu ana kadar çok büyük günahlar ve cürümler işledik. Nedamet ederek bir daha işlememeğe azm-ü cezm-ü kast eyliyoruz. Sen bizi dergah-ı nezd-i ehadiyeti’nde kabul eyle Ya Rabbi!

 

Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekrame’l Ekramin! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Üstesinden kalkamaz hale geldik. Neslimizi sokağa döktüler, şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve lütfun engindir Senin. Bu millete lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem’de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak senin mübarek adının âfak-ı âlem’de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar’da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, "Attan inmeyesüz, Allah’ın adını âfâk-ı âlem’de gezdiresüz." diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi!

 

Afak-ı âlem’de adını dalgalandırmak istiyor, Hazreti Muhammed’in adını bugüne kadar gitmediği ufuklara götürmek istiyoruz. Doğusuyla batısıyla bütün insanlık, imandan ve Kur’an’dan mahrumiyetin bunalmışlığı içinde. Bütün bunalmışlara âb-ı kevser gibi götüreceğimiz Kur’an, onları idam-ı ebediden kurtaracak, cennetnümun bir hayata ulaştıracak. Bizim liyakatımız olmasa bile daha evvel ecdadımızın yerine getirdiği bu vazifenin hakkı ve hürmeti için bizleri bu vazife ile şerefyab ve serfirâz eyle!

 

Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in atının zimamından tutup dokuz asır Türk’ün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu’da dolaştırmak istiyoruz. "Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!" diyoruz. Sen bu yağızları Malazgirt’ten, Çanakkale’den, Belgrat’tan çok iyi bilirsin. Bingazi’den, Maraş’tan, Gaziantep’ten bilirsin Yâ Resûlallah! Palandöken’de elinde satırıyla koşturan ninesiyle bilirsin. Duvağını atıp Çanakkale’ye koşan geliniyle bilirsin. "Kafir tarafından işgal edilmiş vatanda yaşamak benim neyime" diyen genç kızıyla ve mert delikanlısıyla bilirsin. Bütün bunları neslim ve milletim adına Zat-ı Nübüvvetine sadaka olarak takdim ediyorum. Bilirsin Yâ Resûlallah, Senin için çok terledik. Terlemiş cemaatin terlerini, aziz şehit kanı gibi bir bardağa koyup şu mübarek geceler içinde, şu mübarek Ramazan-ı Şerif içinde, Zat-ı Nübüvvetine, Ruh-u Muazzezine Fatihaların hasıl edeceği sevaptan daha aziz bir sevap olarak Sana takdim etmek istiyoruz. Ve bununla Seni davet ediyoruz. Kabul buyurursan bunu Sana bir davetçi olarak gönderiyoruz. Medinelilerin Seni davet ettiği gibi Seni yurdumuza davet ediyoruz. "Ne zaman geleceksin?" diyoruz. Canımız dudağımıza geldi. Gayri artık dayanamayacağız. Sensiz olan bir dünyayı da istemiyoruz. Eğer hâlâ bizi liyakatsız buluyorsan, ben nefsim adına arz edeyim, Sana hiçbir zaman layık bir ümmet olduğumu iddia edemedim. Fakat bilirsin, Senden başkasına da türkü söylemedim. Allah’tan başkasına Mabud-u Mutlak, Maksud-u bi’l İstihkak demedim.

 

Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kakülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe’dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Türk’ün yağız delikanlısı sana Medine’nin Ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver. Sütü birkaç defa döktük, birkaç defa kusur işledik. Fakat vallahi hane-i Nübüvveti’nden dışarı çıkmadık. Vallahi Senden ayrılmadık. Vallahi Kur’an’a karşı inkar vaziyetine girmedik.

 

Hele filizlerinle Ya Resûlallah, öyle bir dem öyle bir hava aldık ki, ben şu yarım halimle bunlara baktıkça ürperiyor ve kalbim duracak hale geliyor. Sen ki Ravza-ı Tahire’den bunları görüyorsun, şu hıçkırıkları duyuyorsun. Senin ümmetinden delikanlı ve çocukların havasına nigehban bulunuyorsun. Ali’lerin, Ebubekir’lerin, Osman’ların çektiği zimamı, Türk’ün eline veriver. Türk’üyle, Kürd’üyle, Çerkez’iyle, Boşnak’ıyla, Arnavuduyla bir Anadolu milleti göğüslerini gerip senin için dayandılar Ya Resûlallah! Mescidlerini koruyup minareler yaptılar, her şeye rağmen günde beş defa Muhammedür Rasulüllah dediler ve bunu demeye azmettiler Ya Resûlallah!

 

Ve bugün yaptıkları her şeyi şart-ı âdi olarak vesilen ve vasıtanla dergâh-ı nezd-i ahadiyete takdim etmek istiyoruz. Huzur-u rabbülâleminde "Bunlar da bendendir" der misin Yâ Resûlallah! Bizleri Havz-ı Kevser’in başından kovulanlar içinde kovulma zilletine maruz kalmaktan masun ve mahfuz eyle Yâ İlâhe’l-âlemin! Bizlere şefaat elini uzat, elimizden tutup evc-i kemali insaniyete çıkar Yâ Resûlallah!

 

Yâ ilâhe’l-âlemin ve yâ Ekrame’l-Ekramîn! Seyyidim ve pişdârım; Rehnümam ve rehberim; Muktedây-ı kül ve rehber-i ekmelim olan Hazret-i Muhammed aleyhi’s-salatü ve’s-selama dehalet ederek dergâh- nezd-i ahadiyetine girmek istiyorum. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydım. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedim. Gönlümü evvela ona teslim edeyim dedim. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkayım. Bir kıtmir gibi bacakları arasında dolaşayım, sadakatimi izhar edeyim. O da yüzüme baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki "Bu da bizdendir Yâ İlahe’l-âlemin. Ve ben de kendimden geçeyim. Hıçkırıklar içinde boğulayım. Bazı şehidler kanının şehidi olur. Ben de ağlamanın ve hıçkırığın şehidi olayım. Bu lütfu bizden esirgeme yâ Rabbi!

 

Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle Ya Rabbi. Kışımızı bahar eyle yâ Rabbi! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle Ya Rabbi! Bükük belimizi doğrult Ya Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle Ya Rabbi! Bu gece Kadir Gecesi Ya Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi Yâ Rabbi!

 

Rezonans olmak için, münasebet kurmak için bütün şartlar hazırdır Yâ Rabbi! Sen kendin ta’lim, tebliğ buyuruyorsun. Ya Rabbi, Yâ Allah dendiği zaman Sen "Lebbeyk" kulum diyorsun. Bu bişareti bize veriyorsun. Gönlümüzü sevince gark ediyorsun. Avazımız çıktığı kadar, benim boğuk ve kesik sesimle değil, şu cemaat içinde samimi sesler hürmetine Sana Yâ Rabbi, Yâ Allah diyoruz. Yâ Hayy-ü Yâ Kayyûm diyoruz. "Lebbek" de Yâ Rabbi! İmdadımıza yetiş Yâ Rabbi! Evc-i kemal-i insaniyete bizleri i’lâ eyle Yâ Rabbi! Dik gezmişleri, iki büklüm gezmekten halâs eyle Yâ Rabbi! At üstünde Senin adını taşımışları yerde sürünür olmaktan halas eyle yâ Rabbi!

 

Tel’in ve bedduaya amin de demiyoruz. Belki onların hidayetlerini diliyor ve dileniyor, Mefhar-i Mevcudat Efendimiz gibi, "Allah’ım cemaatimizi hidayet eyle; zira bizi bilmiyorlar" diyoruz. Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, İkrime’nin, Ebu Süfyan’ın kalbini yumuşattın. Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, Safvan ibn-i Ümeyye’nin kalbini yumuşattın. Onlar ki hayatları boyunca Resûl-ü Ekrem’e karşı çıktı. Onlar ki, hayatları boyunca Lat ve Uzzâ için kavga ettiler. Biz ki, Yâ İlahe’l Âlemîn cürmümüzle beraber Lat ve Uzza’ya secde etmedik. Senden başkasının kapısına gitmedik. Kalbimiz onların kalbinden daha katı değilse bizlerin kalbine de rikkat ihsan eyle ya Rabbi! Haib ve hasir olarak ellerimizi indirmekten bizi masun ve mahfuz eyle ya Rabbi!

 

Dualarımızı dergah-ı Zat-ı uluhiyyetinde birini bin eyle ya Rabbi! Bir dileğimizde bin lütufta bulun ya Rabbi! Bir arpa boyu hizmetiyle Senin yoluna hizmet edenleri azîz ve şerif eyle ya Rabbi! Bu belde halkını soldurma ya Rabbi! Topyekün vatanımızı da güldür ya Rabbi!

 

Takabbel minnâ bi hürmeti’l-Fâtiha.




« Önceki :: Sonraki »